Bilgisayar başında çalışanlar için çember daralıyor. Panoptikon bizi günden güne daha iyi gözlemliyor. AI ile desteklenmiş şekilde daha da akıllanıyor. Yani artık eski usül bir panoptikondan bahsetmiyoruz. Merkezine Lovecraft’ın Shoggoth’unun yerleştirildiği bir cezaevi izleme sisteminden bahsediyoruz. Böylece micro-management bilgisayarınıza kadar iniyor. Bunların yerli ve milli versiyonları bilgisayarlara kurulmaya başlanıyor.
Yerli ve milli panoptikon araçları için iddia o ki, bilgisarınızdaki aktivitenizi izleyecekler. Hangi sitelere girdiniz, ne kadar vakit geçirdiniz, mouseunuz ne kadar tıkladı, klavyenizde ne kadar yazı girdiniz, kiminle ne kadar ne görüştünüz vs. Tüm bunlar işvereninizin önüne gelecek. Hatta öyle ki ne kadar verimlisiniz, ne kadar çalışkansınız onu tesbit edecek. KVKK’yı aşmak için “keylog yapamıyoruz, çünkü sistemler bizi virüs zannediyorlar” ya da “Gizliliği zedelememek için düşük görüntülü ekran görüntüsü alıyoruz” gibi laflar etseler de sonuçta televizyon gibi çalışanların ekranlarını izleyecekler. Üstelik çalışkanlık, doğru çalışma vs hangi kriterle o belli değil. Kim o kriterleri koydu, o da belli değil.
Yani ortada işverenin keyfi istediği kriterlerle insanları tembel olmakla suçlayacağı bir gözetleme sistemi var ve operatörlerdeki kritik işlerden bankacılığa kadar yayılmaya başladı. Bu açık ki otomatikleştirilmiş bir micro-management durumu ve temelde mobbing. Bunu açıkça ortaya koymak gerek.
Doğal olarak ne tür bir mücadele vermek gerekir en önemli konumuz olmalı.
Bir kere bu panoptikon programlarını kullananların listelerini çıkarmamız gerekiyor. Piyasadaki tüm şirketleri, ne kadar temizler, ne kadar belirsizler, ne kadar ve hangi programları kullanıyorlar diye listelemeli ve bu listeyi ilan etmeliyiz. Bir iş yerine görüşmeye giderken bu izleme teknolojilerini kullanmayanları tercih etmek en doğal hakkımız. Sözleşme imzalama anı gelince “Aaa, biz de yerli ve milli panoptikon var, her yerinizi gözetliyoruz” denmesini istemiyoruz. Daha kötüsü sözleşmenin okunmayan dip notlarında bize dayatılmasını hiç istemiyoruz.
İkincisi işyerlerindeki birliklerimizin bu gözetleme araçları hakkında düzgün ve gerçekçi değerlendirmeleri tüm çalışanlara yaymaları. Bunun içinde zaten micro management yapan müdürlerin ve onların yalakalarının “Bu tool bizim fazla mesaimizi de gösterecek” türevi bahane bulmalarının da engellenmesini, işverenin bu toollarla çok çalıştırma, yoğun çalıştırma hamlelerinin teşhir edilmesi vs yi de sağlayacak. Çünkü bu işin ardından, “Bu hafta şu birim çalışmışsın, biliyorsun hedefimiz şu
kadar birim çalışmak, bu sebeple gönüllü mesaiye kalmanı istiyorum”lar gelecek.
Üçüncüsü, işyerlerinde verimsizliğin nedeni kolektif çalışmaktan uzaklaştırılan, rekabet ortamı yaratılarak bıktırılan çalışanlar değildir. Nedeni:
- Kapitalist hiyerarşinin korkak manevralarır: “Planımız buydu ama iş biriminden şu talep geldi, çok acil!” ya da “Direktör istedi, bu işe switch etmemiz gerekiyor”
- AKP döneminde iyice azan müdürlerin kendilerini feodal ağa, üsttekileri büyük ağa, çalışanları ise maraba olarak görme alışkanlıkları: “Ben böyle istiyorum, ben şunu yapmanızı istiyorum, burada benim borum öter” derken “Direktör bey emredersiniz, hemen, derhal” demeleri,
- Grupları birbirine düşürerek kazanılmaya çalışılan verimlilik: “Biz onlardan daha fazla çalışıyoruz, onlar yatıyorlar” zihniyetidir.
Dördüncüsü işyerlerini, şirketleri, panoptikon mu biz mi noktasına getirebilmek. Ki bu uzun süreli didişmeyi, savaşmayı gerektiren bir durum. Bu ise işyerlerinde birlikler kurularak yapılabilir. 24 saat ayakta işyerlerindeki her bilgiyi birbiriyle paylaşacak, birbirine güvenli işyeri birlikleri. Mucize çözümler aramayın. Zaten kaybedilmiş davaların şanlı avukatlarına güvenmeyin. Kendinize ve iş arkadaşınıza güvenin.
Yerli ve milli panotikonlar tüm bu problemlerin nedenini çalışanların tembelliği olarak göstermeye çalışan kapitalist hiyerarşinin kendini kurtarma çabasıdır. Verimliliği bu şekilde arttıramayacaklar ama direniş başka kapıdan da girecektir.