İran kazanmalıdır. Bu konuda yaşlı Cato kadar net olmak gerek. Taraf olmamak için gösterilen çabaları da not almak gerek.
İran, kapitalist bir ülkedir. Ama uluslararası sisteme Amerikan ittifakının istediği şekilde entegre olmamıştır. İdeolojik duruşu sebebiyle ayrıksıdır ve entegre olmaya direnmektedir. İran teokratik bir diktatörlüktür. İran kendi insanlarına karşı olağanüstü baskıcıdır ve idamlarıyla, gösterilere ateş açmalarıyla, 21.yy devletleri içinde en kanlı diktatörlüklerden biridir. Devlet aygıtı 1979 İslam devriminden beri yıllar süren savaşlarla, ambargolarla, gizli operasyonlarla, iç istikrarsızlıkla çelikleşmiş, Ortadoğu’da bulduğu boşluklara yuvalanmış, ardından İsrail’in baskılarıyla kabuğuna çekilmiştir. Etnik kökene dayanmasa da milliyetçilikle malüldür. Egemen sınıfı 3000 yıllık devlet teranelerine teşnedir.
İran’ı bu durumdan kurtaracak olan bir başka devrimdir. Yine birilerine destek vererek tepemize binmelerine yol açacak bir devrim değil. Artık her sakallıyı dedesi sanacak bir Tudeh yok. Ama Asef Bayat’ın işyerleri birlikleri oralarda bir yerlerde hala örgütleniyor. Petrol rafinerilerinde, silah üretim tesislerinde, hizmet sektöründe, sessizce ve derinden. Köstebek kazmaya devam ediyor.
Gerek
Devrimci öznenin yapması gereken hangisi daha iyi ya da hangisi ehven-i şer diye taraf seçmek değildir. İkisi de kötü demek de değildir. Çünkü herkes temelde kapitalisttir. Herkes temelde “kötü”dür. Herkes kendi çıkarları için savaşır. Kimse yalnızca ideolojik prensiplerle, etik kaygılarla savaşmaz. Devrimci öznenin yapması gereken, bizi hangi yol amaçlarımıza götürür analizini yapmak ve ona göre hareket etmektir.
Analiz
Bir ülkeyi yaptırımlarla uluslararası ticaretten, malların ve hizmetin dolaşımından dışlayarak ülkeyi kriz durumunda tutmakla, kapitalist devrevi krizler farklı şeylerdir. İran’daki yoksulluğun nedeni yalnızca “kapitalizm” değildir. Aynı zamanda uluslararası düzene, emperyal parasal sisteme Amerikan ittifakının istediği gibi entegre olmadığı için cezalandırılmaktadır. Hem de yıllardır. Yıllarca bir ülkeyi yaptırımlarla boğmaya çalışan, bombalayan tarafı durdurmak, bir daha böyle bir şeye cesaret edememesini sağlamak devrimcilerin görevidir.
Amerikan ittifakının Çin’i kuşatma stratejisi net bir gerçektir. Rusya’yı Kıta Avrupası’ndan izole etme, zayıflatma ve fırsat çıkarsa parçalama stratejisi de net bir gerçektir. Amerika’nın askeri stratejisi, karşı tarafın enerji ve teknoloji kaynaklarını baskılamak, bunun Ortadoğu’daki parçası olarak da müttefiki/kolonisi İsrail’e yönelik her tehdidi yok etmektir.
Çin’in ve Rusya’nın da diğer tarafa karşı stratejileri vardır. En azından Rusya’nın elindeki ateş gücüyle Ukrayna’da neler yapabildiğini gördük. Ama İran savaşında Çin ya da Rusya, İran’ın tarafında değildir. Henüz değildir. El altından yardımlara ilişkin duyumlar, mişler, mışlar, Amerikan propagandasından ayırt edilemez ve “anti-emperyalist” temennilerden ibarettir. Dahası açıkça Amerikan ittifakına karşı çıkmadıkça da taraf olamazlar.
Çin’in stratejisi Amerika’yla çarpışma çıkarma değildir. Şu ana kadar ilerlediği şekilde, yani ticaret ve üretim yoluyla ve savaşlardan kaçınarak, proxy savaşına bile girmeden kendi zenginliğini büyütme stratejisi vardır. Yarın bu strateji değişecektir. Ama bugün durum budur. Dolayısıyla şu anda emperyalist blokların birbirleriyle çarpıştığı gibi bir analiz yapılamaz. Ne yapılması gerektiğine ilişkin analizler de bu net gerçeği es geçemez.
Tabi ki bu iki ülke, belki de emperyal blok kurma niyetiyle İran savaşını “umutla” gözlemektedir. Ama bu “Bloklar çarpışıyor!” demek değildir. İran bir emperyalist blokun uzantısı değildir. Henüz değildir. Başka türlü bir analiz taraf tutmaktan kaçmak için 1. Dünya Savaşı ezberlerini dua gibi tekrarlamak demektir. Üstelik yanlış dualardır onlar.
Taktik
Enternasyonalizm 20. yy’da yetersiz bir örgütlenme biçimiydi. 21.yy’da ise zaten öyle bir örgütlenme olmadığı gibi, aynı zamanda yetersiz bir düşünüş biçimidir. Ulusların arasında durarak değil, üstüne çıkarak organize olmayı öğrenmemiz gerek.
Bu ise temel amacımızı unutmadan farklı yerlerde farklı tavırlar almamızı gerektirebilir. Tüm dünya için tutarlı gibi görünen genel geçer buyruklar, analizler yerine herkesin olduğu yerden taktik üretmesi gerekir. Bunun örneği o ezberlenmiş dualardan daha radikal taktiklerdedir. Birinci Dünya Savaşı’nda devrimci yenilgicilik taktiği “Yalnızca Rusya yenilsin!” anlamına gelmiyordu. Alman için Almanya’nın, Rus için Rusya’nın yenilgisi anlamına geliyordu. Yani o zamanın enternasyonalistleri birbirlerine taban tabana zıt şeyler istiyorlardı. Ve her iki ülkenin de farklı zamanlardaki yenilgileri iki ülkede de üç devrim tetikledi.
Bizim bu savaşa ilişkin aldığımız bir tavır, yani ABD ve İsrail’in yenilmesini, böylece Batı ittifakının zayıflamasını istememiz, İran’daki yoldaşlarımızın “Amerika ve İsrail öyle bir vursun ki rejim devrilsin ve devlet baskısı azalsın” fikriyle taban tabana zıt olsa bile aynı noktayı hedeflemektedir.
Bir bütün olarak NATO’nun diğer ülkeleri gibi Türkiye de bu savaşa girmemiştir. Henüz girmemiştir. Ama NATO ülkeleri Amerika ve İsrail’e dolaylı destek vermiş durumdadırlar. Yapılması gereken bu desteğin bitmesini sağlamak, saldırgan tarafın yenilmesini sağlamaktır. Ve saldırgan taraf çok bariz ki Amerika ve İsrail’dir. Ancak bu taktik, gelecek savaşları engelleyebilir. Amerikan ittifakına savaşla bir şey elde edemediğini göstermek, hatta yapabilirsek Dimyat’a pirince giderken evlerindeki bulgurdan olmalarını sağlamak gerekir!
Eğer İran’da bir ayaklanma ihtimali ortaya çıkarsa, elbette ayaklanmayı desteklemek gerekir. Ama bu durum Amerika ve İsrail’in bombalamasını durdurmak için çabalarımızı iki katına çıkarmamız gerektiği anlamına gelir. Taraf tutmamak değil.
İşyerlerinde Epstein’ından, Trump’ın üfürmelerine kadar her şeyi bu mantıkla kullanacağız. Klişelere düşmeden, “anti-emperyalizm”, “ikisi de kötü”, “İşçi devrimi olacak, o zaman her şey çok güzel olacak”, “üçüncü yol” vs demeden, özne olarak ne yapmak istiyorsak onu anlatacağız. Gücümüz olduğunda da ne gerekiyorsa onu yapacağız.