Yapay zeka ve internet şirketlerinin birbiri ardına açıklamalarını okuyorsunuzdur:
“5 yıl içinde beyaz yakalı işlerin yarısı yok olacak!”
“Kodlama bitti, gidin tarım yapın!”
“Hukukçular, tarihçiler işsiz kalacak.”
Bu açıklamalar yalnızca yatırım gelsin diye piyasaya sürülen hypelar değil. Hisse senetleri artsın diye de değil. Devletler duruma müdahale etsin diye söylenmiş hiç değil. Bunlar -sonuç itibariyle- beyaz yakalılar ayaklarını denk alsınlar, onlar da seve seve proleterleşecekler anlamına gelen sözler. Abartıyor muyuz? Hadi inceleyelim.
Proleterleştiremediklerimizden miydiniz?
Proleterleştirme diyerek herkesin her işi yapabildiği, kolayca işten atılıp işe alınabildiği, ücretleri için yetenekleri, deneyimleri vsyi öne sürüp birey birey pazarlık yapamadıkları ve hazırda bekleyen işsizler ordusu tarafından daima korkutulan çalışan tipinden bahsediyoruz. Ve tabi ki o kadim tanım: Emek gücü dışında satacak hiç bir şeyi olmayan!
Kol emeği ya da el marifeti – zanaat isteyen işlerin proleterleştirilmesi 200 yıl öncesinden başlayan bir süreçti. Köylülerin tarımı terkedip kentleşmesi, proleterleşmesi, makinelerin rolü, zannatin yok olması, fabrikasyon, sonra yeniden el işine nur yağması retrosu vs. hikayelerini anlatmaya gerek yok. Her “uzman” ballandıra ballandıra anlatıyor zaten.
“Sistem” için kol emeğinin basitleştirilmesi süreci gelecekte olacaklara kıyasla kolay oldu denilebilir. Para, bilgi ve güç devletin ve patronların ellerindeydi. Emek gücü isyankar olmaya başladığında basit zor ve ikna aygıtlarıyla işlerini gördüler. Tabi o sırada 2-3 sanayi devrimi, 2 dünya savaşı, biri proleter, çoğu köylü, gerilla hareketi üç dört tane “başarılı” devrim, on onbeş kaydadeğer başarısız devrim, herhalde üç yüz beş yüz tane darbe vs oldu. Aşırılıklar çağı sözü gerçekten o döneme uyuyor ama yine de geleceği görmeden büyük söz söylememek gerek.
Para, bilgi ve güç egemenlerin elindeydi demiştik. Fabrikalar mı yönetilecek? Kimden ne alınacağından kime nasıl satılacağına, o ürünün nasıl üretileceğine karar veren onlardı. Zamanla mühendisleri, beyaz yakalıları içermeye başladılar, işler teknikleşiyor, karlı işler oralardan çıkıyordu. Hatta o kadar güvendiler ki işlerini CEO’lara bile emanet ettiler. Besleyebildikleri kadar beslediler. Kendi yeni nesillerinin hırssızlığına, fikir üretememesine, İbn-i Haldun’un deyişiyle asabiyetsizliklerine çare hırslı, kendini fasülye gibi nimetten sayan CEO’ların başa geçirilmesi oldu. Tabi o CEO’ların Enron skandalı gibi kazık atmasıyla başka bir aşamaya girdi herşey.
Ekonomi mi yönetilecek? Zaten tarif belli. Zenginler tehdit altındayken Keynes, zenginler herkesi tehdit ederken Hayek. İsterseniz merkantilistler vs fizyokratlar da diyebilirsiniz. Geri kalanlar devleti yöneten kadroların eğilimleri, demokrasi felan feşmekan. Ama dikkat: devleti yöneten kadrolar. Yani devlet katında bir iş nasıl yapılır, bilenler ya da öğrenmek isteyenler. Para, bilgi ve gücü ellerinde tutanlar.
Ama hayat dönüştü. Mühendisler fabrika sahipliğinden en alttaki çalışanlara, Devlet-i Ali’deki bürokratlar dört başı mamurluktan bildiğimiz memurluğa düştü. Hepsi değil ama çoğu. Yanlış anlaşılmasın, derece derece olmuştu bu düşüş. Hala beyaz yakalı diye bir kavramımız var. O aralar E. O. Wright’tan etkilenip Yeni Orta Sınıf bile denmişti. Bütün dünyada üniversiteler yaygınlaştırılarak, bilgisayar yardımıyla bir çok iş olağanüstü kolaylaştı, bazı işler gereksiz hale geldi. Ama yeterince hızlı ilerlemiyordu çöküş. Çünkü yeni iş alanları ortaya çıkıyordu. Sonuçta yeni teknolojiler yalnızca üretim kapasitemizi arttırmıyor, organizasyon yetimizi de arttırıyor. Bilgisayar öncesi var olması bile düşünülemeyen işler ortaya çıkıveriyordu. Yeniler yeni işlere hızla adapte oldular, daha önce başka dalda eğitim görenler yazılım gibi dallara geçtiler.
Klasik üretim teknolojiyle hızlanırken, teknoloji yoğun üretim markuplarıyla en öne geçti. Karlar konusunda tüm liderliği eline aldı. Ama karları ne kadar yüksek olursa olsun geçemedikleri bir sınır vardı: Çalışanların ücretleri. Neler neler ettiler son 20 yılda o dünyada. Sonuç ortada. Agile mı dersiniz, koçlar mı dersiniz, notasyonları basitleştirilmiş diller mi dersiniz, ezbere yapılacak paternler mi dersiniz, her krizi silah gibi kullanmaları mı dersiniz, esnek çalışma mı dersiniz, pandemi mi dersiniz, uzaktan çalışma mı dersiniz. Sonuç: Eh işte. Ta ki bu yapay zeka işine kadar.
Şimdi sanki krize girmek üzerelermiş gibi ağızlarının suları aka aka artık bu kadar çalışana ihtiyaçları olmadığını söyleyip yetişmiş insanları işten atıyorlar. Atmayan şirketler borsalarda zorbalanıyor. Rekabet yüzünden onlar da atmak, atarken de show yapmak zorundalar. Böylece geniş bir işsizler ordusu yaratılacak. Bu sırada düşürebildikleri kadar düşürecekler ücretleri. Proleterleştirecekler kısaca. Daha da ve daha da.
.net değil AI ekonomisi
“Bu kadar büyük bir yatırım balonu kar getirmezse patlar” Borsacıların bile diline düştü bu özünde marxist motto. “Aşırı sermaye üretimi, kar oranlarının düşme eğilimi, yatırım-üretim-kar döngüleri” dersek hafızanız canlanabilir. Kapitalizmin parayla kafayı bozmuş ekonomistlerinin karların nereden geldiğini bir türlü anlamadıkları malumunuz. Paranın elden ele dolaşırken değer ürettiğini sanan, merkez bankaları özerk olursa parayı ve dolayısıyla piyasaları yönetebileceklerini sanan tiplerden bahsediyoruz.
Onlar bile az buçuk bu basit gerçeği anlamaya başladıklarına göre şirketlerin karlarını yükseltebilmek dışında bir çareleri olmadığı açık. Bu kadar yatırım nereye gidecek? Ya yapay zeka şirketlerinden ürün alan şirketler yapay zekayı kullanıp inanılmaz büyük bir çalışan kıyımı yapmak ve işlerini karlılaştırmak zorundalar ya da…
Ya da’sını İran’da gördük. Assange’ın bahsettiği askeri-teknolojik kompleksin bir parçası olacaklar ki o yatırımlar kar getirsin. Yani devletlerin ekonomiden çaldığı paraların bir bölümünü kendilerine alacaklar. Ve bunun en efektif yolu da savaş.
Ama bir “ya da” daha var. Savaşın işe yaramadığı ve hatta dünya ekonomisine zarar verdiği bir durumda, bir de çalışanların, işsiz kalacakların direneceği bir kabus senaryosunu düşünün. Karlar reele geçmiyor. Yatırımlar havada. O kocaman balon – aşırı sermaye üretimi- patlarsa neler olabilir?
Ve hatta çalışanların hiç direnmediği, yoksulluğu “AI geldi işsiz kaldık, kaderimize razı olmalıyız, alnımızda ne yazıldıysa o…” diyerek karşıladıklarını düşünün. Ünlü Finans profesörü yorumcunun bir türlü anlayamadığı senaryo gerçekleşecektir: Eğer satın alanlar artık kazanamazsa kime satacaksınız ürünleri? Karlarınız nereden gelecek? Karikatür kriz senaryosu yani.
Çare?
Buna karşı neler yapılabilir? AI’ı faşist kabul edip doğrudan karşı olma bir seçenek. Kendisini istatistiksel bir dil modeli gibi tanıtan optimizasyon canavarı, patern duyargalı bu yapıların yalnızca faşist olmaması, üretim organizasyonunu daha da verimli hale getirecek olması bu seçeneği önümüzden kaldırıyor. Üretimde yer almayan sol tandanslı eleştirmenler için gerçekçi bir seçenek olmaya devam edecek tabi. Ama biz başka bir şey yapacağız.
Aslında her zaman yaptığımızı yapacağız, yeni duruma uyarlanacak ve bize getirdiği avantajları kullanacağız. Yeni durum şu: Ücretleri yüksekken anca yaşam tarzı kırmızı çizgisine sahip, egemen fikirlere eleştirel ama o kadar da eleştirel olmayan yerden bakan beyaz yakalılar, bu dönüşümle birlikte radikalleşecekler. Ya da şöyle diyelim: Radikalleşme ihtimalleri var. “Fakir daha devrimci olur”, “Çelişkiler keskinleşsin”, “İvmeci olalım, sonuna kadar gitsin” anlamında değil. Başlıkta söylediğimiz anlamda: Proleterleşme. Yani kendi gücüyle, yeteneğiyle pazarlık edemeyecek durumda kalma ve kolektif hareket etmek zorunda kalma. Her an başkasıyla değiştirilebilir olma. Emeğinden yabancılaşma.
E bunlar mürekkep yalayıp yutmuş insanlar. Gramsci’nin deyişiyle eskinin teknik organik aydınları. Bir de tam proleterleşirlerse, seyreyle gümbürtüyü.
AI için çalışan mühendisler mi? Daha önce elle yapılan bir ürün için yaratılmış yeni makineleri üreten işçileri afaroz mu ettik? Yoksa onları da mı çalışan sınıfın örgütlülüğüne dahil ettik? Cevap açık. Onlarla daha da güçlü olacağız. Zaten Bookchin romantizmi de bittiğine göre tekrar Google’da, Meta’da, OpenAI’da örgütlenme projelerimize geri dönebiliriz. 🙂
Sakın başkalarından, verili yapılardan bir şeyler ummayın. Mühendis odalarının bu konudaki sessizliğinin farkında mısınız? Bıraktık diğer sektörleri ne BMO’su ne EMO’su tek bir şey söylemiyorlar bu iş için. Sendikalar zaten uzun süredir komada. Oysa geliyor gelmekte olan. Davul zurna çala çala.
Program
Ok, programımız şu: Tüm teknoloji şirketlerinde derhal işyerleri birlikleri kurmak ve stratejilerimizi konuşmak. Talebimiz, AI yüzünden işten atılmak yasaklansın mı olur, gençler için yeni sektörlerde “yeniden eğitim”, yaşlılar için nitelikli erken emeklilik programları mı isteriz, evrensel vatandaşlık geliri mi talebimiz, yoksa AI’ın aslında yönetim sistemlerini basitleştireceğini ve bugün AI ideolojisinden gaza gelmiş yöneticilerin birer birer ortadan kaldırılacağını mı propaganda ederiz, her neyse ona işyerinde karar veririz. Devleti bu konuyu piyasanın görünmez eline (şirketlerin insafına) bırakmaması için gelecekte olacaklara “inandırmamız”, şirketleri de o tetiği çekmemeleri gerektiğine “ikna” etmemiz gerek.
Pazartesi sabah bunu önceliklendirip ilk iş olarak ele alalım lütfen…